Reklamlar

Şêx Saîd idam edilmeden bir kaç gün önce, İki Türk subayı hücresine girer...

Şêx Saîd idam edilmeden bir kaç gün önce, İki Türk subayı hücresine girer.

Said yarın İsmet paşa gelecek,önünde eğil ve af dile,Belki seni af eder

Şêx Saîd Ben yüce Allahtan başka kimseye eğilmem ve ondan başkasına af dilemem.

Yanlış bir şey yapmadımki af dileyim,O ismete söyleyin

Burdan çıkarsam başa döner yine halkım için savaşırım

İki subay durumu İsmet İnönü'ye bildirirler,İsmet İnönü gelir Şêx Saîde

Saîd Bildiri yaz pişman olduğunu söyle müritlerin sokaklarda okusun

Seni af edip bırakacağım.

Şêx Saîd Ben kürdüm, Babam Kürt, Soyum Kürt,Taşıdığım her damla kan Kürt kanıdır. Taşıdığım kanda bozukluk yok ve benim cemaatimdende kanı bozuk olan, hain olan kimsede yok bildiriyi okusun.

Beni idam edin Boşuna uğraşmayın

Benden size fayda yok der

İsmet çıkında

Şêx Saîd arkadan Sağır ismet der

Bu sözlerimi kulağına küpe yap

Değersiz dallarda asılmama pervam yoktur,

Muhakkakki mücadelem

Dinim halkım ve Kürdistan içindir

Yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim,

Yeterki torunlarımız yüzümüzü kara çıkartmasınlar,

Davalarına sahip çıksınlar der

Ve

bir kaç gün sonra Amed dağkapı meydanında 40 arkadaşı ile idam edilir.

Rahat uyu ey büyük kahraman,

Rahat uyu ey büyük şehit,

Aslen Seyyid olup Nakşibendî Tarîkatinin Hâlidiyye koluna mensuptur. Günümüzde Elazığ İl’imizin sınırları içerisinde yer alan Palu İlçesine nispetle, Palevî nisbesiyle anılmıştır. Tarîkat nispeti, Mahmud Fevzi Palevî → Seyyid Ali es-Sebdî Palevî Diyarbekrî yoluyla Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri’ne (Kuddise Sirruhum) ulaşır. Tanıyanların şahitliğine göre, fâzıl, âlim ve âbid bir zât idi.
Bundan tam 91 sene öncedir ve takvimler 29 Haziran 1925 tarihini göstermektedir. Adaletsizliği, mezâlimi tarihe geçmiş mahkeme o gün, 47 kişinin idamına hükmetmiş ve infazlar ertesi gün gerçekleştirilmiştir.
O dönemin konjonktürünü çözümlemek hayli zordur. Memleket topyekûn bir kurtuluş mücadelesi vermiş ve bu büyük mücadelenin sonunda elde edilen zaferlerle düzlüğe çıkılmıştır. Topraklar işgal edildiğinde kanaat önderleri, birer komutan edasıyla tabiileri ile birlikte işgalci güçlerle çarpışmış ve düşmanı geri püskürtmeyi başarmışlardır.
Milli Mücadele sonucunda yeni bir yapı teşekkül etmiş, ülkede hemen her alanda köklü değişiklikler gerçekleştirilmiş, bunlara karşı çıkanlar ise birtakım bahanelerle idama kadar giden hukuksuz yargılamalara maruz bırakılmışlardır. Milli Mücadele kahramanları bu süreçte, mevki ve makamları işgal etmiş, dünyasını ve ahiretini berbat eden müflislerin eliyle işbirlikçilikten ihanete kadar en ağır suçlamalarla karşı karşıya bırakılmışlardır. Aslı astarı olmayan bir dizi suçlama söz konusu edilmiştir. Açılan bohçaya yerli yersiz her şeyin atıldığı gibi, ortada ne kadar suç ve itham varsa dosyalara hepsi boca edilmiştir.
Tarihin belli bir kesitinde vuku bulmuş olan hadise genel itibariyle böyle gelişmiştir fakat bu kesitin aktarımı büyük bir çarpıtmayla karşı karşıya kalmıştır. Anlatılan ve öğretilen tarihi hadiselerin önemli bir kısmı, olduğundan tamamen farklı sunulmuştur. Bu farklı sunum, resmî ideolojiye dayalı olarak, okullarda okutulmak üzere resmî bir tarihe dönüştürülmüştür. Dönemin Başbakanı’nın dahi itiraflarına mukabil, Şeyh Said hadisesinin asabiyeye yönelik bir isyan olduğu iddiasında hâlâ ısrar edilmektedir.
Hakikat dili, Şeyh Said’in, Milli Mücadele sonrası İslâm aleyhine gerçekleştirilmiş olan inkılaplara, hilâfetin kaldırılmasına, tevhîd-i tedrisât ile İslâmî eğitimin ortadan kaldırılmasına karşı harekete geçtiğini, kıyâmının din davasına yönelik bir kıyam olduğunu ifade etmektedir. İslâm toprağı olan bir beldenin küfür istilasına maruz kaldığında bu durumdan arındırılıp yeniden İslâm diyarına dönüştürülmesi ve zalim sultasının ortadan kaldırılması için çalışılması farzdır. Bu farziyet de birtakım hükümlere bağlıdır. Müslümanların, bu dönüşümü sağlayabilecek imkân ve güce sahip olmaları bu farziyetin tahakkuk şartlarındandır. Şeyh Said ve beraberindekilerin başarısızlıkla sonuçlanan bu kıyamı, Müslümanların o dönemde böyle bir güce sahip olmadıklarının tescili olarak, diğer Müslümanların bu noktadaki mesuliyetini de kaldırmış, iskât etmiş olmaktadır. Şeyh Said ve beraberindekilerin kıyâmını bu şekilde değerlendirmek, tarihe olan sadakate ve vicdani ölçülere en uygun tavır olacaktır.
Şeyh Said ve beraberindekilerin kıyâmının, zikretmiş olduğumuz minvalde gerçekleştiğine dair vesikalar pek çoktur. Tarih hakkıyla muhakeme edildiğinde, Şeyh Said ve beraberindekilerin davası, inkâr edilemeyecek bir açıklıkta ortaya dökülmüş olacaktır.
Gerçekler ortaya hiç çıkmayacakmışçasına pervasızca gerçekleştirilen bu zulüm ve haksızlıklar, hak ettiği karşılığı elbette bir gün bulacaktır. Unutmamalıdır ki; gerçeğin, günün birinde mutlaka ortaya çıkmak gibi kötü(!) bir huyu vardır. Hâlâ kapalı olan İstiklâl Mahkemesi tutanakları açıklanıp da bu memleket gerçek tarihiyle yüzleştiğinde, her şey olanca çıplaklığıyla ortaya çıkacak ve adalet geç de olsa tecelli edecektir.
Reklamlar

Bakmadan Geçme!

KAPAT
Böyle yoksulluk görülmedi